KENDİNİ KABUL ET

Kendini kabul ettiğin anda açılırsın, incinebilir olursun, alabilir duruma gelirsin. Kendini kabul ettiğin anda, geleceğe ihtiyacın kalmaz çünkü herhangi bir şeyi geliştirmeye ihtiyaç yoktur. O zaman her şey iyidir, her şey olduğu gibi iyidir. İşte o deneyimin içinde hayat yeni bir renk alır, yeni bir müzik yükselir.

Eğer kendini kabul edersen bu her şeyi kabul etmenin başlangıcı olur. Kendini reddediyorsan, aslında evreni reddediyorsun demektir; kendini reddediyorsan varoluşu reddediyorsun demektir. Kendini kabul ediyorsan, o zaman varoluşu da kabul ettin; o zaman tadını çıkarmaktan, kutlamaktan başka yapacak bir şey yok. Şikâyet yok artık, içerleme yok; şükran duyuyorsun. O zaman yaşam iyi, ölüm de iyi; neşe iyi, keder de iyi; sevgilinle olmak iyi, yalnız olmak da iyi. O zaman ne olursa olsun iyi, çünkü hepsi bütünün içinden çıkıyor.

Ama yüzyıllardır kendini kabul etmemeye koşullandın. Dünyanın bütün kültürleri insan zihnini zehirledi, çünkü hepsi tek bir şeye dayanıyordu: Kendini geliştir. Hepsi senin içinde bir endişe yaratır. Endişe, olduğun şeyle olman gereken şey arasındaki gergin durumdur. Hayatta bir gereklilik olduğu sürece insan endişeli kalmaya mahkumdur. Gerçekleştirilmesi gereken bir ideal varsa nasıl rahat olabilirsin? Nasıl evinde hissedebilirsin kendini? Hiçbir şeyi tam olarak yaşamak mümkün değil çünkü zihin sürekli geleceğin peşinde. Ve o gelecek hiç gelmiyor, gelemez. Arzunun doğası gereği bu mümkün değil. Geldiği zaman yeni şeyler hayal etmeye başlayacaksın, başka şeyler arzulamaya başlayacaksın. Her zaman daha iyi bir durum hayal edebilirsin. Her zaman endişeli, gergin kalabilirsin; insanlar yüzyıllardır böyle yaşadı.

Sadece çok ender olarak, çok nadiren bir insan bu tuzaktan kurtuldu. O insana bir Buda, bir İsa denir. Uyanmış insan, toplumun tuzağından kayıp çıkabilmiş, bunun bir saçmalık olduğunu görebilmiş olan insandır. Kendini geliştiremezsin. Ve gelişmenin olmadığını söylüyor değilim, unutma ama sen kendini geliştiremezsin. Kendini geliştirmeyi bıraktığın zaman hayat seni geliştirir. O rahatlıkta, o kabullenmede, hayat seni okşamaya başlar, hayat senin içinden akmaya başlar. Ve içerlemediğin, şikâyet etmediğin zaman, büyürsün, çiçeklenirsin.

O yüzden, şunu söylemek istiyorum: Kendini olduğun gibi kabul et. Ve bu dünyadaki en zor şeydir çünkü eğitimine, kültürüne ters düşüyor. En başından beri nasıl olman gerektiği söylendi sana. Kimse sana olduğun gibi iyi olduğunu söylemedi; hepsi zihnine programlar yerleştirdi. Ailen, din adamları, politikacılar, öğretmenler tarafından programlandın; tek şey için programlandın: Kendini geliştirmeye devam et. Nerde olursan ol, başka bir şey için koş. Hiç dinlenme. Ölene kadar çalış.

Benim öğrettiğim şey basit: Hayatı erteleme. Yarını bekleme, asla gelmez. Bugün yaşa!

İsa havarilerine demiş ki, "Tarladaki çiçeklere bakın. Çalışmıyor, didinmiyor, çırpınmıyorlar ama Süleyman'ın kendisi bile bu zavallı çiçekler kadar güzel değildi." Zavallı çiçeğin güzelliği neresinde? Mutlak kabullenişte. Onun varlığında gelişme programı yok. O, şimdi, burada; rüzgârda dans ediyor, güneşleniyor, bulutlarla konuşuyor, öğleden sonranın sıcağında bir uyku çekiyor, kelebeklerle oynaşıyor... tadını çıkarıyor, varoluyor, seviyor, seviliyor.

Ve sen açık olduğun zaman bütün varoluş senin içine akmaya başlar. O zaman ağaçlar sana şimdi göründüklerinden daha yeşildir. O zaman güneş sana şimdi göründüğünden daha güneşlidir. Her şey başka türlüdür, renklidir. Aksi halde her şey sıkıcı ve durgun ve gridir.

Kendini kabul et; dua budur. Kendini kabul et; şükran budur. Varlığının içinde rahatla; Tanrı böyle olmanı istedi. Başka hiçbir şekilde olmanı istemedi. Öyle olsa seni başka biri yapardı. O seni yaptı, başkasını değil. Kendini geliştirmeye çalışmak aslında Tanrı'yı geliştirmeye çalışmaktır; bu da çok aptalca, bunu yapmaya çalışırsan giderek daha çok delirirsin. Hiçbir yere varmazsın, büyük bir fırsatı da kaçırmış olursun.

İzin ver, senin rengin kabullenmek olsun. İzin ver, senin karakterin kabullenmek, tam kabullenmek olsun. O zaman şaşıracaksın: Hayat her an üzerine armağanlarını yağdırmaya hazır. Hayat asla cimri değildir, varoluş her zaman cömertçe verir ama biz onu alamıyoruz çünkü onu almaya değer olduğumuzu hissetmiyoruz.

O yüzden insanlar sefalete sarılıyor; programlarına uygun davranıyorlar. İnsanlar bin bir türlü gizli şekilde kendilerini cezalandırmaya devam ediyor. Neden? Çünkü bu programa uygun. Eğer olman gerektiği gibi değilsen programa uymak zorundasın, kendine sefalet yaratmak zorundasın. O yüzden insanlar sefil olduklarında kendilerini iyi hissediyor.

Şunu söylememe izin ver: İnsanlar sefil olduklarında kendilerini mutlu hisseder; mutlu olduklarında ise kendilerini çok, çok rahatsız hissederler. Ben binlerce, binlerce insanda bunu gözledim: Sefil olduklarında, her şey olması gerektiği gibidir. Onu kabul ederler; koşullanmalarına uygun bu, zihinlerine uygun. Ne kadar korkunç olduklarını bilmektedirler, günahkâr olduklarını.

Sana günah içinde doğduğun söylendi. Ne aptallık! Ne saçmalık! İnsan günah içinde doğmaz, insan masumiyet içinde doğar. Hiçbir zaman ilk günah olmadı, sadece ilk masumiyet oldu. Her çocuk masum doğar. Biz ona kendini suçlu hissettiririz, deriz ki, "Bu böyle olmamalı. Böyle olmamalısın." Ve çocuk doğal ve masumdur. Onu doğal ve masum olduğu için cezalandırırız, yapay ve kurnaz olunca da ödüllendiririz. İkiyüzlü olunca ödüllendiririz; bütün ödüllerimiz ikiyüzlü insanlar içindir. Bir insan masumsa onu ödüllendirmeyiz. Ona ödülümüz yoktur, saygımız yoktur. Masumlar aşağılanır, masumlar nerdeyse kanun kaçaklarıyla eş tutulur. Masumlara aptal muamelesi yapılır, kurnazlara zeki muamelesi. İkiyüzlüler kabul edilir; ikiyüzlü adam, ikiyüzlü topluma uyar.

O zaman da bütün hayatın kendini daha çok, daha çok cezalandırma gayretinden başka bir şey olmaz. Ve ne yaparsan yap yanlıştır. O yüzden her neşe için kendini cezalandırman gerekir. Neşe geldiği zaman bile – kendine rağmen, hatırlatırım, kendine rağmen neşe sana geldiği zaman bile, Tanrı sana hafifçe bir çarptığı ve sen bundan kaçamadığın zaman bile – derhal kendini cezalandırmaya başlarsın. Bir şey yanlış gitmiştir; senin gibi korkunç bir insana bu nasıl olabilir?

Geçenlerde bir adam bana sordu, "Osho, sevgiden bahsediyorsun, sevgi vermekten bahsediyorsun. Ama benim birine verecek neyim var ki? Sevgilime verecek neyim var?"

Bu herkesin gizli fikri. "Hiçbir şeyim yok." Neyin yok ki? Ama kimse sana bütün çiçeklerin bütün güzelliklerine sahip olduğunu söylemedi. Çünkü insan bu dünyadaki en harika çiçektir, en yüce varlıktır. Hiçbir kuş senin söylediğin şarkıyı söyleyemez; kuşların şarkısı sadece gürültüdür, masumiyetten geldikleri için yine de güzel olmalarına rağmen. Onlardan çok daha güzel şarkılar söyleyebilirsin, çok daha anlamlı. Ama soruyorsun: "Neyim var ki?"

Ağaçlar yeşil, güzel; yıldızlar güzel ve ırmaklar güzel; ama bir insanın yüzünden daha güzel bir şeyi hiç gördün mü? İnsan gözlerinden daha güzel bir şeye hiç rastladın mı? Bütün dünyada insan gözlerinden daha narin bir şey yok; hiçbir gül, hiçbir lotus çiçeği karşılaştırılamaz onlarla. Ve ne derinlik! Ama sen bilmek istiyorsun: "Sevgimle verecek neyim var?" Kendini lanetleyerek yaşamış olmalısın, kendini aşağılamış olmalısın; suçluluk duygularının yükü altında ezilmiş olmalısın.

Aslında biri seni sevdiği zaman, şaşırıyorsun. "Ne, ben mi? Biri beni mi seviyor?" Zihninden şu fikir yükseliyor: "Beni tanımadığı için, o yüzden. Eğer beni tanırsa, eğer beni olduğum gibi görürse, beni asla sevmez." O yüzden sevgililer kendilerini birbirlerinden saklamaya başlıyor. Çok şey gizli tutuluyor, sırlar açılmıyor çünkü kalplerini açtıkları anda sevginin kaybolmaya mahkum olduğundan korkuyorlar. Kendilerini sevemediklerine göre, başkasının kendilerini sevebileceğini nasıl kabul etsinler?

Sevgi kendini sevmekle başlar. Bencil olma ama kendinle dolu ol; bu ikisi farklıdır. Narsist olma, kendine saplanıp kalma. Ama doğal bir şekilde kendini sevmen şart, bu temel bir olgu. Ancak o zaman başkasını sevmen mümkün olur.

Kabul et kendini, kendini sev, sen Tanrı'nın eserisin. Tanrı'nın imzası var üstünde, özelsin, teksin. Hiç kimse hiçbir zaman senin gibi olmadı ve hiç kimse hiçbir zaman senin gibi olmayacak; tek kelimeyle eşsizsin, benzersizsin. Bunu kabul et, bunu sev ve işte bu kutlamanın içinde başkalarının eşsizliğini de görmeye başlayacaksın, başkalarının benzersiz güzelliğini. Sevgi ancak kendini, diğerini, dünyayı derin bir şekilde kabul ettiğin zaman mümkündür. Kabullenmek sevginin içinde büyüdüğü alanı, sevginin içinde açtığı toprağı yaratır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder